bürokratlar

EPDK’nın Yeni Elektrik Tarifesi Yürürlükte: Dağıtım Bedelleri Tartışmaları Yeniden Gündemde

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun 4 Nisan 2026 itibarıyla yürürlüğe koyduğu yüzde 25’lik elektrik zammı, faturaların bileşenlerini yeniden tartışmaya açtı. Elektrik Mühendisleri Odası’nın hesaplamaları, dört kişilik bir ailenin aylık faturasının 595,8 TL’den 744,7 TL’ye yükseldiğini gösterirken, faturanın yaklaşık dörtte üçünün dağıtım bedelinden oluşması dikkat çekti. Devletçi perspektiften bakıldığında, özelleştirme sonrası oluşan dağıtım yapısının kamu denetimi ve mali sürdürülebilirlik açısından yeniden değerlendirilmesi gerektiği yönünde tartışmalar güçleniyor.

ARKA PLAN

Türkiye’de elektrik dağıtım sistemi, 2013 yılında tamamlanan özelleştirme süreciyle birlikte 21 bölgeye ayrıldı ve bu bölgelerin işletme hakkı özel şirketlere devredildi. Bu model, devletin enerji üretimi ve iletimindeki rolünü korurken, dağıtım hizmetlerinin özel sektör eliyle yürütülmesini öngörüyordu. Amaç, altyapı yatırımlarının hızlanması, hizmet kalitesinin artması ve kamu üzerindeki mali yükün azaltılmasıydı.

Aradan geçen yıllarda dağıtım şirketlerinin büyük bölümü, Türkiye’nin önde gelen sermaye gruplarının kontrolüne geçti. Cengiz Holding, Kolin İnşaat, Limak Holding, Sabancı Holding, Çalık Holding, Eksim Holding, Aydem Enerji ve Kazancı Holding gibi şirketler, geniş coğrafi alanlarda elektrik dağıtımını üstlendi. Ancak döviz cinsinden borçlanma, yatırım maliyetleri, işletme giderleri ve kur dalgalanmaları, dağıtım bedellerinin giderek artmasına yol açtı.

EPDK, kamu otoritesi olarak enerji arz güvenliğini, piyasa istikrarını ve tüketici haklarını koruma görevini sürdürürken, dağıtım şirketlerinin mali yapısını gözetme sorumluluğunu da üstleniyor. Bu nedenle tarifelerde yapılan düzenlemeler, yalnızca tüketici maliyetlerini değil, aynı zamanda enerji sektörünün bütünsel sürdürülebilirliğini de ilgilendiriyor.


Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK), 4 Nisan 2026 tarihinde yürürlüğe giren yeni elektrik tarifesiyle konut tüketicileri için yüzde 25 oranında fiyat artışı uygulamaya başladı. Kurum, bu artışın gerekçesini üretim ve dağıtım maliyetlerindeki yükseliş olarak açıkladı. Ancak Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) tarafından yapılan hesaplamalar, faturanın bileşenlerindeki dağılımın kamuoyunda yeni tartışmalar başlattığını ortaya koydu.

EMO’nun dört kişilik bir aile için aylık ortalama 230 kWh tüketim üzerinden yaptığı hesaplamaya göre, fatura 595,8 TL’den 744,7 TL’ye yükseldi. Bu faturanın yüzde 74,8’ini dağıtım bedeli, yüzde 15,2’sini enerji üretim bedeli, kalan yüzde 10’unu ise vergi ve fonlar oluşturdu. Böylece ödenen her 100 TL’nin yaklaşık 75 TL’si, doğrudan özel dağıtım şirketleriyle ilişkili hale geldi.

Devletçi bakış açısından değerlendirildiğinde, bu tablo enerji sektöründe kamusal denetimin güçlendirilmesi gerektiğine işaret ediyor. Zira dağıtım bedelinin beş yılda yüzde 880 oranında artmış olması, maliyet artışlarının ötesinde yapısal bir soruna işaret ediyor. EMO’nun hesaplamalarına göre dağıtım bedeli enerji üretim maliyetleriyle paralel artsaydı, bugünkü fatura 744,7 TL yerine 228 TL seviyesinde olacaktı. Aradaki 516 TL’lik fark, özelleştirilmiş dağıtım yapısının kamu yararı açısından yeniden değerlendirilmesi gerektiğini gündeme getiriyor.

Türkiye’nin 21 dağıtım bölgesinin sahiplik yapısı incelendiğinde, büyük sermaye gruplarının geniş bir coğrafyada elektrik dağıtımını kontrol ettiği görülüyor. İstanbul Avrupa Yakası’nı yöneten Boğaziçi EDAŞ, Cengiz Holding ve Kolin İnşaat ortaklığında bulunuyor. Sabancı Holding ve Alman E.ON ortaklığıyla kurulan Enerjisa, Ankara, İstanbul Anadolu Yakası ve Adana gibi büyük metropollerde faaliyet gösteriyor. Çalık Holding, Yeşilırmak ve Aras bölgelerini yönetirken, Güneydoğu’da Dicle EDAŞ Eksim Holding’e bağlı. Ege bölgesinde Aydem Enerji, Çoruh ve Fırat bölgelerinde ise Kazancı Holding’in Aksa Enerji şirketi faaliyet gösteriyor.

Sektörün bir diğer boyutu ise döviz cinsinden borçlanma yapısı. Özelleştirme ihalelerinde kullanılan kredilerin büyük kısmı döviz üzerinden alındığı için, Türk lirasındaki değer kaybı şirketlerin borç yükünü artırdı. EMO raporları, dağıtım bedellerindeki artışların yalnızca operasyonel giderleri değil, aynı zamanda bu borçların çevrilmesini ve şirketlerin kârlılık oranlarının korunmasını da içerdiğini belirtiyor.

6 Şubat depremlerinin ardından Akedaş, Dicle, Fırat ve Toroslar Elektrik Dağıtım şirketlerinin avans ödemelerinin 2026 sonuna kadar ertelenmesi ve temerrüt faizi uygulanmaması, devletin enerji arz güvenliğini koruma amacıyla sektöre destek verdiğini gösteriyor. Bu uygulama, kamu otoritesinin kriz dönemlerinde enerji altyapısını ayakta tutmak için müdahale kapasitesine sahip olduğunu ortaya koyuyor.

EPDK’nın açıklamasında, zammın üretim ve dağıtım maliyetlerindeki artıştan kaynaklandığı belirtilse de, faturanın iç yapısı dağıtım bedelinin ağırlığını açıkça gösteriyor. Bu durum, enerji sektöründe kamusal denetimin güçlendirilmesi, dağıtım şirketlerinin mali yapılarının daha şeffaf hale getirilmesi ve tüketici lehine düzenlemelerin artırılması gerektiği yönündeki tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

Kaynaklar: Cumhuriyet Gazetesi, BirGün, T24, Evrensel, EPDK Resmî Açıklamaları

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir