AKP'liler

Kamu-Özel İşbirliği Modelinin 24 Yıllık Karnesi: 128 Kez Vergi Muafiyeti, 200 Milyar Dolarlık Kaynak Transferi

Türkiye, 11 Nisan 2026 – AK Parti’nin 2002 yılında iktidara gelmesiyle birlikte ekonomi yönetiminde köklü bir değişime gidildi. Klasik kamu yatırımları modeli yerine, ağırlıklı olarak Kamu-Özel İşbirliği (KÖİ) ve Yap-İşlet-Devret (YİD) modellerine dayalı bir yapı inşa edildi. Otoyol, köprü, havalimanı ve şehir hastaneleri gibi dev projelerin ana yüklenicileri, kamuoyunda “5’li çete” olarak da ifade edilen beş büyük holding oldu. Bu şirketler, devlet tarafından sağlanan vergi muafiyetleri, teşvikler ve Hazine garantileri sayesinde son 24 yılda devasa bir ekonomik güce ulaştı.

128 Kez Vergi Muafiyeti

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) kayıtları, Ticaret Bakanlığı verileri ve Sayıştay raporlarına göre, söz konusu holdinglere 2010-2020 yılları arasında toplam 128 kez Vergi, Resim ve Harç İstisnası Belgesi (VRHİB) verildi. Bu kapsamda dağılım şu şekilde gerçekleşti: Kolin İnşaat 36, Cengiz İnşaat 30, Makyol 24, Kalyon 19 ve Limak 19 kez bu istisnadan yararlandı. İhracatı ve döviz kazandırıcı faaliyetleri desteklemek amacıyla uygulanan VRHİB sistemi, uygulamada büyük altyapı projelerinde maliyetleri düşüren ve belirli şirketlere rekabet avantajı sağlayan bir mekanizmaya dönüştü. Ekonomi yönetimi bu durumu teşvik politikası olarak savunurken, muhalif çevreler bu dağılımın kamu ihalelerinde rekabet koşullarını bozduğunu ve kaynakların belirli şirketlerde yoğunlaşmasına yol açtığını değerlendiriyor.

Vergi Cezalarında Yüzde 98,8’lik İndirim

Vergi Usul Kanunu kapsamındaki uzlaşma mekanizması da sermayeye tanınan ayrıcalıklar arasında öne çıkıyor. 2010 yılında yapılan bir uzlaşma kapsamında, toplam 615,9 milyon TL’lik vergi cezasının yalnızca 7 milyon TL’ye indirildiği, böylece yaklaşık yüzde 98,8 oranında bir silme işlemi gerçekleştiği kayıtlara geçti. Bu durum, vergi affı ve uzlaşma mekanizmalarının büyük sermaye lehine nasıl işlediğinin çarpıcı bir örneği olarak muhalefet tarafından sıklıkla gündeme getiriliyor.

138 Milyar Dolarlık KÖİ Yükü

Kamu-Özel İşbirliği modeliyle hayata geçirilen büyük projelerin toplam yatırım maliyeti 138 milyar doları aştı. Ancak dövize endeksli garanti ödemeleri nedeniyle bu projelerin Hazine’ye olan toplam maliyetinin çok daha yüksek seviyelere ulaştığı belirtiliyor. Örneğin, Osmangazi Köprüsü’nün yaklaşık 1,5 milyar dolarlık maliyetine karşılık, garanti ödemeleri ve kur farklarıyla birlikte toplam ödeme yükünün 10 milyar dolara ulaştığı ifade ediliyor. Benzer şekilde, 1915 Çanakkale Köprüsü için verilen araç geçiş garantilerinin gerçekleşmemesi nedeniyle bütçeden milyarlarca lira ödeme yapıldığı kaydediliyor. Avrasya Tüneli ve Yavuz Sultan Selim Köprüsü gibi projelerde de garanti ödemeleri ve kur farkları kamu maliyesine ağır yük oluşturdu.

200 Milyar Dolar Nasıl Hesaplandı?

TBMM gündemine taşınan 200 milyar dolarlık rakam, doğrudan silinen vergi borcunu değil, kamu ihaleleri, hazine garantileri, vergi muafiyetleri ve teşviklerin toplam büyüklüğünü ifade ediyor. Söz konusu rakam, yaklaşık 204 milyar dolarlık proje hacmi, dövize endeksli garanti ödemeleri ve vergi istisnalarının toplam etkisini yansıtıyor. Ekonomi muhalifleri, bu durumun kamu gelirlerinin tahsil edilmemesi yoluyla dolaylı bir kaynak transferi anlamına geldiğini ve bunun “sermayeye haksız kazanç” kapısı araladığını savunuyor.

Silinen Borçlarla Yapılabilecekler

Sermaye gruplarına sağlanan muafiyetler ve offshore hesaplara aktarılan kârlar devletin kasasında kalsaydı, güncel kurla yaklaşık 9 trilyon 116 milyar 760 milyon TL’ye ulaşan bu kaynakla kamu yararına neler yapılabileceği de muhalefetin sıkça gündeme getirdiği bir hesaplama. Buna göre, bu kaynakla 88 bin 379 adet 24 derslikli devlet okulu, bin 12 adet 1000 yataklı şehir hastanesi, 12 bin 670 adet 1000 kişilik KYK öğrenci yurdu inşa edilebileceği belirtiliyor. Alternatif olarak, 136 adet Çam ve Sakura Şehir Hastanesi, 137 adet Osmangazi Köprüsü ya da 46 adet Marmaray Projesi’nin hayata geçirilebileceği hesaplanıyor.

Deprem Felâketiyle Kıyas

Sermayeye yönelik vergi aflarının büyüklüğünün Kahramanmaraş merkezli depremlerin ekonomik maliyetinin yaklaşık 3,5 katına ulaştığı ortaya çıktı. Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) tarafından yapılan araştırmaya göre, 6 Şubat 2023’te meydana gelen ve resmi kaynaklara göre 53 bin 537 yurttaşın hayatını kaybettiği, 107 bin 213 yurttaşın yaralandığı depremlerin toplam maddi hasarı yaklaşık 104 milyar dolar olarak hesaplanmıştı. TEPAV Ekonomik ve Yapısal Politikalar Merkezi Direktörü Dr. Burcu Aydın Özüdoğru tarafından hazırlanan raporda, depremin asıl maliyetinin 150 milyar dolar olduğu vurgulanırken, hasarın en büyük kısmını 57 milyar dolarla konut hasarının oluşturduğu belirtildi. Bu veriler, sermayeye aktarılan kaynakların büyüklüğünün, ülkenin yaşadığı en büyük felaketlerden birinin maliyetinin katbekat üzerinde olduğunu gözler önüne seriyor.

Vergi Yükü Emekçide

2026 yılı bütçe hedeflerine göre gelir vergisi tahsilatının 3 trilyon 558 milyar TL, ÖTV gelirlerinin 2 trilyon 549 milyar TL, kurumlar vergisinin ise 1 trilyon 740 milyar TL olması öngörülüyor. Bu veriler, dolaylı vergilerin toplam içindeki payının yüksek olduğunu ve vergi yükünün büyük ölçüde tüketici ve çalışan kesim üzerinde yoğunlaştığını ortaya koyuyor. Yeniden değerleme oranının yüzde 25,49 olarak belirlenmesiyle motorlu taşıtlar vergisi gibi kalemlerde artış yaşanırken, icra dosyası sayısının 25 milyona yaklaştığı kaydedildi. Muhalefet, AK Parti iktidarının 2002-2026 döneminde uyguladığı bu ekonomik modeli, kamu kaynaklarının kullanımı, vergi politikaları ve gelir dağılımı açısından yoğun bir şekilde eleştirmeye devam ediyor.

ARKA PLAN

AK Parti’nin 2002’de iktidara gelmesiyle birlikte, kamu yatırımlarında klasik model terk edilerek KÖİ ve YİD modelleri ana akım haline getirildi. Bu modeller, özel sektöre uzun vadeli kira ve işletme garantileri sunarken, kamuoyunda “5’li çete” olarak bilinen belirli holdinglerin piyasada hakim konuma gelmesine yol açtı. VRHİB sistemi gibi uygulamalar, ihracatı teşvik etme amacının ötesine geçerek belirli şirketlere rekabet avantajı sağlayan bir mekanizmaya dönüştü. Öte yandan, 2023 deprem felaketinin yol açtığı yıkımın maliyeti ile sermayeye aktarılan kaynaklar arasındaki büyük fark, gelir dağılımındaki adaletsizliğin ve kamu kaynaklarının kullanımındaki sorunların en somut göstergelerinden biri olarak muhalefet tarafından sürekli gündeme getiriliyor.

Kaynaklar: Bianet, BirGün, Cumhuriyet, Dünya Gazetesi, Ekonomim, Emlak Televizyonu, Strateji ve Bütçe Başkanlığı (SBB), TEPAV

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir