Gazeteci Fatih Ergin’in gözaltına alınmasının ardından adlî kontrol şartıyla serbest bırakılması, Türkiye’de basın özgürlüğü ve ifade hürriyeti tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Olay, hem gazetecilerin karşı karşıya kaldığı baskıları hem de yargının bu süreçlerdeki rolünü sorgulatan bir örnek olarak dikkat çekiyor.
Gazeteci-yazar Fatih Ergin, sosyal medya hesabından yaptığı bir paylaşım nedeniyle gece saatlerinde gözaltına alındı. Ergin, gözaltına alınışını yine sosyal medya üzerinden duyurarak “Şu anda gözaltına alınıyorum” ifadelerini kullandı. Hakkında yöneltilen suçlama, Türk Ceza Kanunu’nda yer alan “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” maddesi oldu. Bu suçlama, son dönemde özellikle sosyal medya paylaşımları üzerinden gazetecilere ve muhalif seslere yöneltilen soruşturmaların bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Ergin, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü’ndeki işlemlerinin ardından Büyükçekmece Adliyesi’ne sevk edildi. Savcılıkta ifadesi alınan gazeteci, adlî kontrol talebiyle sulh ceza hâkimliğine çıkarıldı. Mahkeme, Ergin’in serbest bırakılmasına karar verdi ancak bu serbestlik birtakım kısıtlamalarla birlikte geldi. Gazeteci hakkında yurtdışına çıkış yasağı konuldu ve haftada bir gün imza verme yükümlülüğü getirildi. Bu karar, yargının gazetecilere yönelik uygulamalarında sıkça görülen “adlî kontrol” mekanizmasının bir örneği olarak kayda geçti.
Olayın kamuoyuna yansıması ise geniş oldu. Basın meslek örgütleri ve muhalif çevreler, Ergin’in gözaltına alınmasını basın özgürlüğüne yönelik bir tehdit olarak yorumladı. Sosyal medya paylaşımları nedeniyle gazetecilerin gözaltına alınması, Türkiye’de ifade özgürlüğünün sınırlarının giderek daraldığına dair eleştirileri güçlendirdi. Ergin’in serbest bırakılması, bir yandan hukuki sürecin devam ettiğini gösterirken, diğer yandan gazetecilerin üzerinde süregelen baskının sembolik bir örneği olarak değerlendirildi.
Fatih Ergin’in gözaltına alınması ve ardından adlî kontrol şartıyla serbest bırakılması, Türkiye’de basın özgürlüğü tartışmalarının merkezine oturdu. Bir gazetecinin sosyal medya paylaşımı nedeniyle gözaltına alınması, iktidarın eleştirel seslere karşı tutumunu gözler önüne sererken, adlî kontrol şartları da yargının bu süreçlerdeki dengeyi nasıl kurduğunu sorgulattı. Sonuç olarak, Ergin’in serbest bırakılması yalnızca bireysel bir yargı kararı değil; basın özgürlüğü, ifade hürriyeti ve hukuk devleti ilkeleri açısından daha geniş bir tartışmanın parçası haline geldi. Bu olay, Türkiye’de gazetecilerin karşı karşıya kaldığı riskleri ve kamuoyunun bu konudaki duyarlılığını bir kez daha ortaya koydu.
Kaynaklar:
T24
İnternet Haber
Haber7
Cumhuriyet