Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin il ve ilçe teşkilatları ile milletvekillerinin katıldığı iftar programında yaptığı konuşmada, İran merkezli gelişmelerin yalnızca bölgesel bir gerilim olarak görülemeyeceğini, yaşanacak kontrolsüz bir zayıflama ya da çözülmenin Tahran’ın iç sınırlarını aşarak çevre ülkelere yayılabilecek yeni bir istikrarsızlık kuşağı yaratma potansiyeli taşıdığını ifade etti. Bahçeli’ye göre Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu tablo, sıradan bir diplomatik kriz değil; doğrudan milli güvenlik, sınır emniyeti ve bölgesel istikrarla ilgili bir dosya niteliği taşımaktadır.
Konuşmasında içinde bulunulan dönemin sıradan bir zaman dilimi olmadığını vurgulayan Bahçeli, dünyanın eski kavramlarla açıklanamayacak ölçüde radikal bir kırılma eşiğine geldiğini belirtti. Ona göre haritalar yerinde duruyor gibi görünse de, bu haritaların arkasındaki güç dengeleri derin mahfiller tarafından yeniden kurulmakta; devletlerin iç dayanıklılığı sınanmakta ve Orta Doğu’dan Avrasya’ya, oradan Pasifik’e uzanan geniş bir hatta yeni bir jeopolitik düzen şekillenmektedir. Bu nedenle Türkiye’nin önündeki temel soru, bu sarsıntılı çağın kenarında bekleyen bir seyirci mi olunacağı, yoksa devlet aklıyla yönünü tayin eden, iç cephesini güçlendiren ve bölgesel denklemin kurucu aktörlerinden biri haline gelen bir ülke mi olunacağıdır.
Bahçeli, Gazze’deki insani felaket, Lübnan’daki kırılganlık, İran merkezli tırmanan savaş hali, Suriye ve Irak’taki istikrarsızlık, Ukrayna-Rusya savaşının Avrupa güvenlik mimarisini sarsan etkisi ve Asya’daki rekabet alanlarının birbirinden kopuk olaylar olmadığını, aksine enerji hatlarının kontrolü, ticaret koridorlarının paylaşımı, vekalet ağları üzerinden yürüyen rekabet ve küresel güç mimarisinin yeniden dizilişiyle bağlantılı olduğunu söyledi. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Karar vermek için acele etmeyiniz, fakat karar verdikten sonra tereddüt etmeyiniz” sözünü hatırlatarak, devlet yönetiminde doğruyu bilmenin tek başına yeterli olmadığını; doğru tedbirin doğru zamanda alınması gerektiğini vurguladı. Türkiye’nin bugün ihtiyaç duyduğu çizginin, öfkeye kapılmayan, hamasete savrulmayan, milli menfaati merkeze alan soğukkanlı bir devlet çizgisi olduğunu dile getirdi.
Orta Doğu’da uzun yıllardır vekalet hatları üzerinden yürütülen mücadelenin artık daha doğrudan bir safhaya geçtiğini belirten Bahçeli, bölgedeki statükonun Birinci Dünya Savaşı sonrası İngiltere ve Fransa tarafından cetvelle çizilmiş sınırlar üzerinden kurulduğunu, bugün ise ABD’nin stratejik yaklaşımı ve İsrail merkezli yeni bir güvenlik tasarımıyla yeniden şekillendirilmek istendiğini söyledi. Ona göre Orta Doğu coğrafyası ikinci kez dış merkezli bir dizayn girişimiyle karşı karşıyadır. Bu çerçevede İran’da yaşanacak bir çözülme, yalnızca İran’ın değil, tüm bölgenin istikrarını tehdit edecek bir zincirleme etki yaratacaktır. Bu nedenle Türkiye’nin karşısındaki mesele, uzaktan izlenen bir sınır krizi değil; doğrudan milli güvenlik ve bölgesel istikrar meselesidir.
Bahçeli, Suriye tecrübesinin devlet otoritesinin zayıfladığı alanların kısa sürede silahlı grupların, vekalet unsurlarının, düzensiz göç hareketlerinin ve dış müdahalelerin sahasına dönüştüğünü gösterdiğini hatırlatarak, İran merkezli gelişmelerin de aynı dikkatle okunması gerektiğini söyledi. Lübnan’ın ise Orta Doğu’nun küçültülmüş haritası ve büyütülmüş çelişkisi olduğunu belirten Bahçeli, bu ülkede iç denge bozulduğunda dış müdahalenin gecikmediğini, dış müdahale yerleştiğinde ise devletin karar kudretinin küçüldüğünü ifade etti. Bugün Lübnan sahasında yeniden görülen tablonun yalnızca bir cephe yangını olmadığını, aynı zamanda devlet fikrinin aşınması anlamına geldiğini dile getirdi.
Lübnan’ın Doğu Akdeniz’in düğüm noktalarından biri olduğunu vurgulayan Bahçeli, Beyrut’un tarih boyunca ticaretin, kültürün ve jeopolitiğin kesiştiği bir kapı olduğunu söyledi. Bu nedenle Lübnan meselesinin yalnızca güncel çatışmaların dar çerçevesinde değil, bölgesel düzen ve Türkiye’nin güvenliği açısından stratejik bir başlık olarak ele alınması gerektiğini ifade etti. Ona göre Lübnan’ın devlet kapasitesini güçlendirecek, egemenliğini tahkim edecek ve Doğu Akdeniz’de kalıcı istikrar sağlayacak seçeneklerin artık ertelenmeden tartışılması gerekmektedir. Çünkü Lübnan’ın çökmesi yalnızca bir ülkenin çöküşü değil, Doğu Akdeniz’de yeni bir istikrarsızlık kuşağının doğması anlamına gelecektir.
Bahçeli’nin değerlendirmeleri, Türkiye’nin bölgesel gelişmeleri yalnızca dış politika meselesi olarak değil, doğrudan milli güvenlik ve stratejik gelecek perspektifiyle ele alması gerektiği yönündeki yaklaşımını bir kez daha ortaya koydu.
Kaynaklar: Cumhuriyet, MHP resmi konuşma kayıtları ve iftar programı açıklamaları; Haber365, Aydınlık, Gazete Anadolu gibi haber kaynaklarında yer alan Bahçeli’nin iftar programı konuşmalarına ilişkin haberler.