Türkiye’de cihatçı IŞİD terör örgütünün yeniden görünür hâle geldiğine dair işaretler özellikle 2024’ün son aylarında belirginleşmişti. Bu görünürlük, 2025 yılına girilirken hem güvenlik birimlerinin operasyon yoğunluğunda hem de örgütün Türkiye içindeki yapılanmasına ilişkin akademik analizlerde kendisini gösterdi. 8 Eylül 2024’te İzmir’de üç polisin şehit olduğu karakol saldırısı ve 29 Aralık 2024’te Yalova’nın Elmalık köyünde düzenlenen operasyon sırasında yaşanan çatışmada üç polisin şehit olması, altı IŞİD mensubunun ise öldürülmesi, örgütün Türkiye’deki varlığının ciddiyetini yeniden gündeme taşımıştı. Bu olaylar, 2025 yılı boyunca yürütülen operasyonların çerçevesini belirleyen temel güvenlik kaygılarını oluşturdu.
2025’in ilk çeyreğinde Sakarya, Yalova ve Gaziantep’te gerçekleştirilen operasyonlar, örgütün Türkiye’de geniş bir coğrafyaya yayılan hücre tipi bir yapılanma içinde faaliyet yürüttüğünü ortaya koydu. 7 Mart’ta Sakarya’nın Hendek ilçesinde S.Ö. adlı kişinin evi, örgütün silah bakım ve tamiri için kullanılan bir imalathane olarak tespit edildi. 10 Mart’ta Gaziantep’te IŞİD içinde silahlı faaliyet yürüttüğü belirlenen ve Türkiye’ye kaçak yollarla giriş yapan yabancı uyruklu A.S. yakalandı. 19 Mart’ta Yalova’da dört IŞİD mensubu gözaltına alındı; bunlardan biri tutuklanırken üçü sınır dışı edildi. Yalova Valiliği’nin 2024-2025 asayiş değerlendirme toplantısında paylaştığı verilere göre, kentte IŞİD’e yönelik operasyonlarda toplam 206 kişi hakkında işlem yapılmış, 198 kişi yakalanmış ve sekiz şüpheli hâlen firari durumdaydı.
Bu operasyonların arka planını anlamak için Uluslararası Radikalizm Gözlemevi’nin (URAD) yayımladığı iki rapor önemli bir çerçeve sunuyor. Prof. Dr. Serhat Ahmet Erkmen’in hazırladığı “Suriye’de Rejim Değişimi Sonrası DEAŞ ve Türkiye’deki Cihatçı Ağlar Üzerine Etkisi” başlıklı rapor, Suriye’deki rejim değişiminin ardından IŞİD’in daha esnek, dağınık ve ulusötesi bağlantılara dayalı bir örgütlenme modeline yöneldiğini vurguluyor. Raporda, örgütün toprak kontrolüne dayalı klasik yapısının zayıflamasıyla birlikte sempatizan ağları üzerinden farklı ülkelerde daha görünmez ve yatay bir örgütlenme biçimi geliştirdiği belirtiliyor. Bu çerçevede IŞİD ile HTŞ arasındaki ayrışmanın ideolojik değil, taktiksel olduğu; iki yapının tabanlarının birbirine karşı olmadığı; ancak Suriye Devlet Başkanı Ahmet Şara’nın AB-ABD yanlısı tutumunun ardından IŞİD’in HTŞ’ye karşı saldırgan bir pozisyona geçtiği ifade ediliyor. Bu dönüşümün Türkiye açısından doğurduğu güvenlik riskleri arasında ulusötesi radikal ağların sürekliliği, dijital radikalleşme süreçlerinin hızlanması, küçük ve bağımsız hücrelerin görünmez biçimde faaliyet yürütmesi, yabancı savaşçı hareketliliği ve radikal ideolojilerin toplumsal düzeyde yayılma potansiyeli yer alıyor.
URAD’ın yayımladığı ikinci rapor ise Prof. Dr. Hilmi Demir’in “Türkiye’de DEAŞ Radikalleşmesi, Kadın ve Gençlik Yapılanmaları ve Stratejik Dönüşüm” başlıklı çalışması. Bu raporda IŞİD’in merkezi örgütlenme stratejisini terk ederek yerel düzeyde küçük grupları örgütlemeye ve bireyleri dijital ortamda radikalleştirmeye yöneldiği belirtiliyor. Selefi ideolojinin güçlü bir topluluk ve ağ yapısı içinde var olduğuna dikkat çekilen raporda, sosyal ve sanal topluluklar, cemaat evleri, ortak işyeri ağları ve medreselerin radikal çevrelerin örgütlenmesinde kritik rol oynadığı ifade ediliyor. İstanbul, Bursa ve Gaziantep’te tespit edilen beş Selefi yaşam alanının kendi kendini besleyen fiziki ve sosyal bir habitat oluşturduğu; bu alanlarda derneklerin bulunduğu mahallelerin gettolaştığı, esnafın Selefi yapılar için denetleyici rol üstlendiği, çocukların gizli medreselere gönderildiği ve radikal çekirdek grupların sivil toplum kuruluşları üzerinden kamufle edildiği aktarılıyor. Raporda ayrıca Selefi grupların internet siteleri üzerinden “sanal medrese” oluşturduğu, YouTube ve benzeri platformların dijital televizyon kanalı işlevi gördüğü ve sosyal medya ağlarının coğrafi olarak dağınık bireyleri bir araya getirerek “sanal cemaat” hissi yarattığı vurgulanıyor.
Bu analizler, Türkiye’de IŞİD tehdidinin yalnızca silahlı eylemlerle sınırlı olmadığını; örgütün hem fiziki hem dijital alanlarda çok katmanlı bir varlık sürdürdüğünü gösteriyor. Güvenlik operasyonlarının yoğunluğu, örgütün Türkiye’deki yapılanmasının tamamen ortadan kalkmadığını; aksine daha görünmez, daha esnek ve daha bireysel radikalleşmeye dayalı bir forma evrildiğini ortaya koyuyor. Yalova’da 2024 sonunda yaşanan çatışmanın ardından Prof. Dr. Serhat Erkmen’in değerlendirmeleri de bu tabloyu doğruluyor: Türkiye’de hiyerarşik bir IŞİD yapılanması bulunmadığını, asıl tehlikenin internet üzerinden beslenen bireysel radikalleşme ve gevşek hücrelerden oluşan görünmez ağlar olduğunu belirtiyor.
Sonuç olarak, 2024-2025 döneminde Türkiye’de gerçekleştirilen operasyonlar, IŞİD’in hem yerel hem ulusötesi düzeyde yeniden şekillenen bir örgütlenme modeliyle varlığını sürdürdüğünü; güvenlik risklerinin yalnızca silahlı eylemlerle değil, radikalleşme süreçleriyle de derinleştiğini ortaya koyuyor. Bu tablo, Türkiye’nin önümüzdeki dönemde hem fiziki güvenlik tedbirlerini hem de dijital radikalleşmeyle mücadele stratejilerini eş zamanlı olarak güçlendirmesi gerektiğini gösteriyor.
Kaynaklar: Aytunç Ürkmez, BirGün Gazetesi, Cumhuriyet, www.fayn.press